İçindekiler
Sinemada zaman görecelidir. Einstein’la ilgisi yok. Geç kalan değil, zamanında gelen kaybeder.
Cuma akşamı, iş çıkışı trafiğini göze alıp yola çıkıyorsunuz. Seans 21.00. Otoparkta yer ararken saate bakıp hızlanıyorsunuz, mısır kuyruğunu gözden çıkarıyorsunuz, merdivenleri ikişer ikişer çıkıyorsunuz. Nefes nefese koltuğunuza oturduğunuzda perdede bir banka reklamı dönüyor. Ardından bir telefon operatörü, bir araba, mutlaka bir mücevher reklamı, iki fragman ve sinemanın kendi kampanyası geliyor. Sonunda P ile başlayan o tanıdık ses duyuluyor, film başlıyor anonsu geliyor ve içiniz rahatlıyor. Ama koşturmanın boşuna olduğunu çoktan anlamış oluyorsunuz.
Sonra en heyecanlı sahnede ışıklar yanıyor ve perdeye “ara” yazısı düşüyor. Herkes telefonuna eğilirken perdede yine reklam dönüyor. Bir dahaki sefere on beş dakika geç çıkmaya karar veriyorsunuz ve bunu bir gün tam saatinde başlayan bir filmin ilk sahnesini kaçırana kadar sürdürüyorsunuz.
Bu yalnızca bizim sinemalarımıza özgü değil. Gazeteci Jeffrey Ingold, Guardian’daki yazısında Londra’daki North Finchley Vue sinemasında yaşadıklarını anlatıyor. The Odyssey için aldığı bilette seans saati 19.15. O saatte perdede bir otomobil reklamı var. On dakika sonra bir korku filminin fragmanı, ardından Vue’nun kendi reklamı geliyor. Ingold’un ironik ifadesiyle, “Sanki zaten orada değilmişim gibi.” Film ancak 19.45’te başlıyor.
Ingold’un bir arkadaşı bu oyunu çoktan çözmüş. Yerel sinemasında reklamların 22 dakika sürdüğünü biliyor ve salona tam o anda giriyor. Vizyondaki filmlerin neredeyse üçte biri artık iki saati aşıyor. Üstüne 20 ila 30 dakika reklam ve fragman ekleniyor. Bir tiyatro oyunu 20 dakika geç başlasa salon ayağa kalkardı. Sinemada ise kimse sesini çıkarmıyor.

Reklamların Saati de Sözleşmede Yazıyor
ABD’nin büyük sinema zincirlerinden AMC ile reklam şirketi National CineMedia arasındaki sözleşme bu düzeni kâğıda dökmüş. Bilette yazan saat filmin değil, reklam ve fragmanlarla birlikte bütün programın başlangıç saati. Reklamlar seans saatinden sonra da birkaç dakika sürebiliyor. Yani 19.15 bir gecikme değil. Planın ta kendisi.
CNN’in haberine göre aynı anlaşmayla filmden hemen önceki en değerli dakikalar da reklama açıldı. Sektörde bu dakikalara “platin spot” deniyor. AMC’ye göre film öncesi içerik 25 ila 30 dakika sürebiliyor.
Bedeli Saatinde Gelen Ödüyor
Salonların pandemiden sonra zor günler geçirdiği bir gerçek. Reklam geliri bilet fiyatını aşağıda tutan şeylerden biri. Bunu anlamak mümkün. Ama sorun reklam değil, saat. Sinema “19.15” dediğinde siz filmin saatini okuyorsunuz, işletme ise programın saatini kastediyor. Aynı rakam, iki farklı anlam. Aradaki farkı bilete kimse yazmıyor.
Ortaya ironik bir döngü çıkıyor. Seyirci gerçek saati kendisi öğreniyor ve geç geliyor. Film başladıktan sonra telefon ışığıyla yer arayanlar salonu dolduruyor. Saatinde gelen sadık müşteri yarım saat kaybediyor, reklamveren de boş koltuklara reklam izletiyor. Müşteri sadakati müşterinin aynı yere tekrar dönmeye istekli olmasıyla ölçülür. Her seferinde yarım saati elinden alınan biri bu isteği uzun süre korumaz. Müşteri yolculuğu haritası çizen herkes bilir. Beklenti ile deneyim arasındaki fark, yolculuğun en pahalı noktasıdır.
Ingold’un istediği indirim ya da bedava patlamış mısır değil. Sadece bilette yazan saatin doğru olması. Bu kadar basit bir talebin bir sözleşme maddesine takılması, sinemanın asıl müşterisinin kim olduğunu da gösteriyor. Bir dahaki sefere o P sesini beklerken bunu düşünebilirsiniz.





Add comment