İçindekiler
Instagram’da bir şey görüyorsunuz. Birileri yapmış. Gayet güzel görünüyor.
“Ben de bunu deneyeyim.”
Sonra araştırmaya başlıyorsunuz. Bunun için bir yapay zekâ aracı gerekiyormuş.
Tamam.
Aracı buluyorsunuz.
Ücretsiz deneme var.
Biraz kullanıyorsunuz. Sonra başka bir özellik gerekiyor.
Bu kez başka bir araç.
Bir üyelik daha.
Derken sadece Instagram’da gördüğünüz bir şeyi denemek için çıktığınız yol, fark etmeden küçük bir yapay zekâ abonelik sepetinde bitiyor.
Son dönemde yapay zekâ dünyasının biraz böyle bir tarafı var. Her hafta yeni bir araç çıkıyor. Biri görsel üretiyor, biri video hazırlıyor, biri kod yazıyor, biri sunum yapıyor, biri tasarlıyor. Bir de bütün bunları birbirine bağlayan “ajan” var.
Hepsi ayrı ayrı oldukça etkileyici. Ama hepsini kullanmak istediğinizde başka bir hikâye başlıyor:
Üyelik.
Bir şey yapmak istemek neden bu kadar pahalılaştı?
Bir Fikir, Bir Sepet Abonelik
Yapay zekânın en güzel taraflarından biri bence merak duygusunu tetiklemesi. Daha önce “Ben bunu yapamam” dediğimiz bazı şeyler artık ulaşılabilir görünüyor. Bir fotoğrafı değiştirebiliriz. Bir video üretebiliriz. Bir sunum hazırlayabiliriz. Kod yazdırabiliriz. Bir web sitesi tasarlayabiliriz.
Dolayısıyla insanın doğal olarak daha fazlasını denemek istemesi çok normal. Sorun da burada başlıyor.
Bir şeyi yapmak için bir araç gerekiyor.
Başka bir şey yapmak için başka bir araç.
Bir araçta daha iyi model için üst paket.
Başka birinde API kullanımı.
Bir diğerinde kredi sistemi.
Bir diğerinde kullanım limiti.
Tek tek bakınca çok büyük görünmeyen rakamlar, birkaç araç üst üste geldiğinde hiç de küçük görünmüyor. Bir süre sonra insan kendine şu soruyu soruyor:
Ben gerçekten bir şey üretmeye mi çalışıyorum, yoksa yapay zekâ araçlarına abonelik mi topluyorum?
Ben gerçekten bir şey üretmeye mi çalışıyorum, yoksa yapay zekâ araçlarına abonelik mi topluyorum?
Bence bu, yapay zekâ konuşulurken daha fazla yer bulması gereken bir mesele. Yapay zekânın önümüzdeki yıllarda daha çok insana ulaşmasını istiyorsak, her yeni becerinin önüne yeni bir ödeme duvarı koymak pek iyi bir başlangıç değil.
Ücretsiz Her Zaman Ücretsiz Değil
Bu yüzden ücretsiz araçlara eskisinden daha çok dikkat ediyorum. Ama “ücretsiz” kelimesinin altını çizmek gerekiyor, çünkü ücretsiz demek her zaman gerçekten ücretsiz demek değil.
Bir aracın ücretsiz planı olabilir ama kullanım sınırı vardır. Bir özelliği ücretsiz olabilir ama API ücretlidir. Uygulamanın kendisi ücretsiz olabilir ama arkasında çalışan yapay zekâ modeli ücretlidir.
O yüzden bugün bir yapay zekâ aracını değerlendirirken sadece “Ne yapabiliyor?” diye sormak yetmiyor. Bir de “Bunu kullanmanın bana toplam maliyeti ne?” diye sormak gerekiyor.
Açık kaynak projeler burada ayrıca ilginçleşiyor. Açık kaynak, yazılımın kodunun herkese açık olması ve çoğu zaman ücretsiz kullanılabilmesi demek. En azından yazılımın kendisini kullanmak için her seferinde yeni bir abonelik duvarına çarpmıyorsunuz.
Açık Kaynak ve Ücretsiz Bir Tasarım Aracı?
Bu düşünceyi somutlaştıran bir örnekle yakın zamanda, bir arkadaşım sayesinde tanıştım. Ama önce biraz geriye gideyim, çünkü örneğin neden ilgimi çektiğini anlatmanın en kolay yolu kendi kullanımım.
Birkaç yıl önce bir tasarım aracından beklentimiz basitti: çizmek, düzenlemek, prototip hazırlamak. Sonra yapay zekâ geldi. Önce renk önerdi, sonra metin yazdı, ardından bütün bir ekran tasarladı.
Şimdi ise biraz daha ilginç bir noktadayız.
Yapay zekâ, tasarım aracının kendisini kullanmaya başlıyor.
Bunu daha iyi anlamak için benim Figma‘yı nasıl kullandığıma bakmak yeterli. Ben çoğunlukla tasarım yapmak için değil, tasarım sürecini takip etmek için kullanıyorum.
Bir tasarım dosyası geldiğinde dosyayı açıp bir şeylerin yerinde olup olmadığına bakıyorum. Kullanılan tasarım sistemini inceliyor, son yapılan revizyonların gerçekten uygulanıp uygulanmadığını ve işin başında belirlenen teslim kriterlerinin karşılanıp karşılanmadığını kontrol ediyorum. Gerekirse dosyadan çıktıları alıyorum.
Yani Figma’yı bir tasarımcının kullandığı şekilde kullanmıyorum. Sıfırdan bir arayüz tasarlamam gerekse muhtemelen tasarım ekibinin yardımına ihtiyaç duyarım. Benim için Figma daha çok, tasarımın nasıl ilerlediğini ve ortaya çıkan işin beklentileri karşılayıp karşılamadığını görebildiğim araçlardan biri.
İşte bu yüzden yapay zekânın bir tasarım üretmesi ile tasarım aracının içinde çalışabilmesi arasındaki fark benim için çok net.
Bir komut yazıp bir web sitesi ya da uygulama ekranı elde etmek artık şaşırtıcı değil. Ama sonra o tasarımla ne yapacağız? Bir butonun rengini değiştirmek, bütün ekranlara aynı tasarım sistemini uygulamak, bir komponenti güncellemek ya da bir revizyonun gerçekten yapılıp yapılmadığını kontrol etmek istediğinizde iş değişiyor. O noktada “yapay zekâ bir tasarım oluşturdu” yetmiyor. Yapay zekânın dosyanın içine girebilmesi gerekiyor.
Arkadaşımın bana gösterdiği araç tam da bunu deniyor: OpenPencil
İlk duyduğumda aklımdan geçen “bir tasarım aracı daha” oldu. Figma dosyalarını açabildiğini gördüm, güzel. Ama bugünlerde yeni bir araca bakarken ilk sorularımdan biri zaten belli: “Bunun ücretsiz bir tarafı var mı?”
OpenPencil açık kaynak olarak geliştiriliyor ve ücretsiz kullanılabiliyor. Ama beni asıl düşündüren taraf, yapay zekâyla nasıl çalıştığı. Kendi yapay zekâ asistanı tasarım nesneleri oluşturabiliyor ve değiştirebiliyor. Özellikler sayfasına göre bu asistanın kullanabildiği 90’dan fazla araç var.
Açıkçası beni sayıdan çok fikir ilgilendiriyor. Yapay zekâ artık sadece tasarım hakkında konuşmuyor, tasarımın kendisi üzerinde çalışabiliyor. Bunun için karşınıza doğrudan bir tasarım yazılımı aboneliği daha çıkmaması da bence başlı başına dikkate değer.
MCP Aslında Ne İşe Yarıyor?
Son dönemde sık duyduğumuz kısaltmalardan biri MCP, yani Model Context Protocol. Kulağa olduğundan daha karmaşık geliyor.
En basit haliyle şöyle düşünelim. Bir yapay zekâya “Bu tasarım hakkında ne düşünüyorsun?” demek başka şey. “Bu dosyayı aç, şu değişiklikleri yap ve kaydet” diyebilmek başka şey. İkincisi için yapay zekânın kullandığınız araca erişebilmesi gerekiyor. MCP de tam olarak bunu sağlayan ortak bir bağlantı dili. Yapay zekâ ile kullandığınız program arasında bir tür priz gibi.
OpenPencil’in MCP sunucusu, Cursor, Claude Code ve Windsurf gibi yapay zekâ araçlarının OpenPencil’e bağlanıp tasarımı okumasına ve değiştirmesine imkân veriyor.
Benim için ilginç olan sadece teknik olarak ne yaptığı değil. Bunu açık kaynak ve ücretsiz bir tasarım aracında görebilmek.
Ajan Akıllandıkça Fatura Uzuyor
“Ajan” kelimesi son dönemde biraz fazla kullanılıyor. Bazen basit bir otomasyona bile yapay zekâ ajanı deniyor.
Kabaca şöyle ayırabiliriz. Bir sohbet botuna soru soruyorsunuz, cevap veriyor. Ajana ise bir hedef veriyorsunuz ve o hedefe ulaşmak için farklı araçları kendisi kullanıyor. Bir dosyayı açıyor, bilgiyi inceliyor, başka bir araca geçiyor, bir işlem yapıyor, sonucu kontrol ediyor ve gerekirse bir sonraki adıma geçiyor.
Teoride çok güzel. Ama abonelik meselesi burada yeniden karşımıza çıkıyor.
Ajanın bir iş için tasarım aracına, başka bir iş için video aracına, bir başkası için veri analiz aracına erişmesi gerekiyor. Bir model gerekiyor, API gerekiyor, bazen de bunların hepsinin ücretli planı.
Yani ajanların geleceğini konuşurken sadece “Ne kadar akıllı olacaklar?” diye sormak yetmeyecek. “Hangi araçlara erişebilecekler ve bunun için biz ne kadar ödeyeceğiz?” sorusu da masada olmalı.
Açık Kaynak Neden Fark Yaratıyor?
Çünkü artık sadece bir program satın almıyoruz. Bir iş akışı kuruyoruz.
O iş akışındaki her araç ayrı bir maliyete dönüşebiliyor. Bir yapay zekâ modeli, bir görsel üretim aracı, bir video aracı, bir kodlama aracı, bir otomasyon platformu, bir tasarım aracı. Bir de bunların birbiriyle konuşmasını sağlayan başka bir servis. “Yapay zekâ kullanmak” diye başlayan şey bir noktada küçük bir teknoloji bütçesine dönüşüyor.
Bu yüzden açık kaynak ve ücretsiz çözümler bana eskisinden daha değerli geliyor. Sadece para ödememek açısından değil, bir şeyi denemek için en başta satın alma kararı vermek zorunda kalmamak açısından.
Bu ikisi aynı şey değil. Birincisi tasarruf. İkincisi denemeye izin.
Sınırları Da Konuşmak Gerek
OpenPencil’i “Figma’yı bitirecek yeni araç” olarak görmüyorum. Böyle bir iddiam da yok.
Figma’nın yıllar içinde oluşmuş güçlü bir ekosistemi var. Ekiplerin alışkanlıkları, dosyaları, tasarım sistemleri ve iş akışları orada. Üstelik OpenPencil’in Figma uyumluluğu kusursuz değil. Bazı özellikler destekleniyor, bazıları kısmen destekleniyor, bazıları henüz yok. Proje hâlâ aktif olarak geliştiriliyor.
Figma’nın yaptığı bazı işleri ücretsiz ve açık kaynak bir ortamda denemek mümkün.
Bir de şunu özellikle ayırmak gerekiyor: OpenPencil her şeyi ücretsiz yapmıyor. Uygulamanın kendisi ücretsiz ve açık kaynak, ama yapay zekâ özelliklerinde kullanılan modeller ya da API’ler ayrıca maliyet yaratabilir. Bazı durumlarda kendi API anahtarınızı getirmeniz gerekiyor. Yani “OpenPencil ücretsiz” demek, onun üzerinden yapılan her yapay zekâ işleminin de ücretsiz olduğu anlamına gelmiyor. Ayrıntılar projenin GitHub sayfasında var.
Zaten savunduğum şey de bu değil. Mesele bütün yapay zekâ dünyasını sıfır maliyetle kullanmak değil. Mümkün olduğunda bir ücret duvarını daha ortadan kaldırabilmek. Bugün bunun kendisi bile az şey değil.
Asıl Soru: Kaç Üyelik?
Bir yapay zekâ aracı gördüğümüzde ilk sorumuz genelde “Ne yapıyor?” oluyor. Sonra “Ne kadar iyi yapıyor?” geliyor.
Belki artık üçüncü bir soru da sormalıyız: “Bunu yapmak için kaç üyelik gerekiyor?”
Çünkü hikâye hep aynı yerden başlıyor. Instagram’da bir şey görüyoruz, denemek istiyoruz. Bir araç buluyoruz, sonra başka bir araç gerekiyor. Sonra başka bir model, API, daha yüksek bir plan. Bir noktada yapmak istediğimiz şeyle değil, aboneliklerle uğraşmaya başlıyoruz.
Ücretsiz ve açık kaynak araçlara ilgim biraz buradan geliyor. Her zaman en iyisi oldukları için değil. Bazen sadece denememize izin verdikleri için.
OpenPencil Figma’nın yerini alır mı? Bilmiyorum. Birkaç yıl sonra hâlâ kullanılır mı? Onu da bilmiyorum. Ama açık kaynak ve ücretsiz bir tasarım aracının yapay zekâyı ve MCP’yi işin içine katması bence takip etmeye değer.
Belki önümüzdeki dönemde asıl rekabet “Kim daha fazla özellik sunuyor?” sorusunda değil, “Kim bu özellikleri daha erişilebilir kılıyor?” sorusunda yaşanacak.
Ben de artık yeni bir yapay zekâ aracı gördüğümde önce özellik listesine değil, biraz daha aşağıya bakıyorum.
Ücretsiz planı nerede bitiyor?






Yorum ekle